Dün akşam TV’de haberleri seyrederken, gözüm bir habere takılı kaldı…

Haberin sonuna kadar izlediğimde de boğazım düğüm düğüm oldu, gözlerimden ise yaşlar süzüldü…

Bu bir ayrılık haberiydi. Çok sevdiği ayısından ayrılan bir adamın öyküsüydü…

Rize’nin Çamlıhemşin’e bağlı Boğaziçi köyünde ailesiyle birlikte doğada yaşayan belgesel fotoğraf sanatçısı ve gezgin Cemal Gülas haziran ayı gibi Kaçkar Dağları’nda annesi tarafından terk edilen bir ayı yavrusunu sahiplenmiş, onunla birlikte 4 ay geçirmişti.

Haberin ayrıntılarında ise ayıya incinsinmesin diye “ayı” demediklerini Gürcü’ce ayı demek olan “Datvi” ismini verdiklerini, onunla birlikte balık avladığını, yorulunca ormanda birlikte uyuduğunu, beraber ağaca tırmandıklarını ve buldukları bitkileri birlikte yediklerini işitince, bir insan ile Datvi adını verilen şirin ayısıyla doğada nasıl bir uyum içinde yaşadıklarına şahit oldum…

 

Rizeli gezgin Cemal Gülas, altı yaşındayken yapmayı kafasına koyduğu evi, 51 yaşında ‘köyüne geri dönüp’ yapmış. Cemal Gülas’ın, bakımını üstlendiği ayısı Datvi, köpeği Pars ve ailesiyle, hayal ettiği yaşamı sürerken, “büyüdüğünde tehlike oluşturabileceği” düşüncesine kapılan devlet tarafından geri alınması beni gerçekten de çok üzdü…

Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün gerekçeli “büyüdüğünde tehlike oluşturabileceği” talimatını ise saçma buldum… Hele Datvi’yi almak için gelen vahşi hayvanlar uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ’un, Rize Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Hasan Kudal ve Jandarma’nın da yer aldığı sekiz kişilik ekibi görünce de;

“Ne oluyoruz, bu adam ne yapmış, sahipsiz bir ayıyı sahiplenmiş. Onunla dost ve arkadaş olmuş, onun tüm bakımını yapıyor, onunla güzel bir hayat geçiriyor, niye adamın elinden alıyorsunuz” diye de isyan ettim.

Yavru ayı Datvi, alıştığı ailesinden kopmak istemedi. Son ana kadar Cemal Gülas’ın yanından ayrılmak istemedi. Sonunda Cemal Gülas evine girdi, camdan ayısı Datvi’nin vurularak uyutulmasını yaşlı gözlerle izledi…

İşte benim koptuğum andı o an… Gözyaşlarım Cemal Gülas’ın gözyaşlarına karıştı… Oturup ağlamaya başladım, kucağımdaki kedim Şanslı’ya sarılarak…

Ben hiç kedimi bırakabilir miydim saçma bir gerekçe yüzünden… Hangi güç onu benim elimden alma cesaretini gösterebilirdi…

İsyan ettim bu işgüzar devlete…

Bursa Karacabey’deki Ayı Rehabilatasyon Merkezi’ne götürüldü sevimli ayı Datvi, sevdiğinden kopartılarak…

Oysa Cemal Gülas, Karacabey’deki merkezin bir hapishane olduğunu söylüyordu ekran karşısında… Bu hapishane gibi 5 dönümlük yerde Datvi’nin ölümü bekleyeceğini savunuyordu… Oysa Cemal Gülas’la birlikte kalsa 30 bin dönüm arazide özgürce yaşayabileceğini de savunuyordu…

Onların bu hikayesi beni gerçekten de çok üzdü. Hala etkisindeyim olayın…

Çocukluğumda TV’lerde bir ayı dizisi “Ben” vardı. O akıllı ayı dizisi senelerce TV’lerde çocuk kuşağı saatinde oynatılmıştı… Onu severek izlerdim… Ben’in öyküsü de tıpkı Datvi’nin öyküsüne çok benziyordu…

Bir de yıllarca Ayı Yogi ve arkadaşı Bobo’yu severek ve ilgiyle izledim büyük bir adam olmama karşın… O zaman kızım daha bebekti, büyüdü, şimdi kocaman bir kız oldu ve hep yanında bir “Yogi” ayısı vardı ve onunla birlikte uyurdu…

Ben devletin yerinde olsaydım Datvi’yi Cemal Gülas’ın elinden almaz, onunla birlikte yaşamasını sağlar, bir ayı ile insan arasındaki ilişkiyi belgesel yapar, insanlara hayvan sevgisi aşılardım…

Ama nerede devlette böyle hayvan sevgisi?.. Değil hayvan sevgisi, insan sevgisinden bile yoksunlar…

Cemal Gülas’ın şu anda ruhi durumunu ise düşünemiyorum… Evladı elinden alınmış bir babanın çektiği ıstırabı yüzünden okudum dün akşam çünki…

Daha ne diyeyim bu konuda dua etmekten başka… Yaradan bu devlete önce hayvan sevgisi, daha sonra da insan sevgisi ihsan eylesin…