
Artık kehanette bulunmak istemiyorum veya felaket tellallığı da yapmak istemiyorum. Ancak dünyanın çeşitli ciddi kuruluşlarından ve birliklerinden gelen haberler ve yazılar sonrası endişelenmemek elde değil diye bunları sizlerle de bir kez daha paylaşmak istiyorum… Durum tahmin ettiğimizden de hızlı bir şekilde kötüye doğru gidiyor. Kısaca her geçen gün tür olarak “YOK” oluyoruz…
22 Mayıs’ta kutlanan Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü dolayısıyla bilim adamları ve çevreciler bir araya gelerek konuyla ilgili çeşitli raporlar yayınlandılar.
Bu raporlarda bahsedilen tek şey, her saatte bir 3 bitki hayvan türünün insan faaliyetleri yüzünden yeryüzünden tamamen yok olduğuyla ilgiliydi… Buna göre her gün yaklaşık 150 kadar tür kaybediliyor, her yıl da 18 bin ila 55 bin türün soyu tamamen tükenmiş oluyormuş…
Ardından BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun da bir mesaj yayınlayarak; “Biyolojik çeşitlilik daha önce görülmemiş bir hızla kaybediliyor” dedi.
Tabii ki bu yok olmaya gösterilen tek neden de “İnsan faaliyetleri”…
Dünya Koruma Birliği (IUCN) tarafından yapılan geniş bir araştırmaya göre de; Avrupa’daki memeli türlerinin altıda biri nesillerinin tükenmesiyle karşı karşıyaymış. Gidişat tersine çevrilmedikçe, korumacılar Avrupa Birliğinin kendisine yüklediği hedef olan, 2010 yılında biyoçeşitlilik kaybını durdurma hedefine ulaşamayabileceklerinden korkuyorlarmış.
IUCN’nin kriterlerine göre, Avrupa ve Batı Rusya’da yaşayan yaklaşık 250 memeli türünün %15 kadarının ’savunmasız’ veya daha kötü bir durumdaymış. Bu durum için eğer önlem alınmazsa “yaban hayattaki yaşamlarının yüksek risk altında” olduğu anlamına geliyormuş.
Değerlendirmede, %22’sinin savunmasız veya daha kötü olarak sınıflandırıldığı Avrupa’nın deniz memelileri için durumun çok daha ciddi olduğunu gösteriyormuş. (Durum belki de bundan çok daha kötü olabilir, ama bize ancak bu kadarı bildiriliyor…)
Fakat durumun bu kadar iç karartıcı olmasına karşın, Avrupa yine de şanslı durumdaymış… Çünkü Avrupa’nın dışındaki başka bölgelerde durum tamamen ciddiyet ötesinde acil koduyla duyuruluyormuş. IUCN’nin Cambridge’deki Kırmızı Liste Birimi’nin yöneticisi Craig Hilton-Taylor’un açıklamasına göre, tropik bölgelerdeki durumun çok daha kötü olduğunu söylemiş… Ortalama olarak çok daha fazla türe sahip tropik bölgelerde, resmi olarak türlerin dörtte biri büyük ölçüde yaygın ormansızlaştırmanın sonucu olarak tehlike altındaymış…
Bir başka araştırmada da, küresel ısınmanın yabani patates, yerfıstığı gibi bitkilerin yüzyılın ortasına dek ortadan kaybolmasına yol açabileceği belirtilmiş…
Dünya Doğayı Koruma Vakfı ile Balina ve Yunus Koruma Derneği de, balina ve yunusların iklim değişimi yüzünden artan tehditle karşı karşıya olduklarını dile getirmiş…
Eh tüm bilimsel veriler birer birer önümüzdeyken, bizler ne yapıyoruz? Doğayı korumak adına, kirletmemek adına ne yapıyoruz… Daha evimizdeki çöpleri bile ayırmadan aciziz… Elin oğlu bilinçli tüketici yaratırken biz ise “Boş verin ya, benden sonrası Allah Kerim” diyerek geleceği hiç düşünmeden yaşamımızı sürdürmeye devam ediyoruz…
Ancak “yok” olmak öyle sanıldığı kadar uzak değil… Tüm bilim adamları dünyamızın havasına, suyuna veya yiyeceğine en geç 2010 yılına veya 2020 yılına kadar zaman biçerken, bizler böyle elleri ve kolları bağlı bir şekilde yazılarımızla havanda su dövmeye devam edeceğiz gibi gözüküyor…
Geçen gün Vatan gazetesi bir ek verdi. Ön sayfasında Mustafa Sarıgül’ün fotoğrafı ve elinde de Şişli Belediyesi tarafından çıkartılan bir dergi vardı ve derginin üzerinde de “Damlaya damlaya çöl olur!” diye küresel ısınma ile mücadeleden bahsedilen bir ekti bu… Bunu siyasi bir propaganda gibi görebilirsiniz. Ancak 4 gazete yaprağından oluşan bu eki bulup okumanızı salık veririm… Küresel Isınma’nın dünyamızı nasıl tehdit ettiğiyle ilgili ve bizim birey olarak ne yapabileceğimizle ilgili çok güzel bilgiler de verilmişti…
Elbetteki küresel ısınma sadece ülkemizi değil, dünyanın her yerini çok şiddetli bir şekilde tehdit ediyor…
Isınmaya yol açan etkilerin hemen hemen hepsi “insan faktörü” olan şeyler… Dünyanın bir suçu yok, onu bu hale getiren bizleriz elbette… O da normal olanı yapıyor… Kendini dengeleyebilmek için o da yoğun çaba içinde…
Dünya ananın sağlığı için biz de üzerimize düşen görevlerimizi yerimize getirmeliyiz. Hem de acil bir şekilde…Yoksa biz de diğer türler gibi günü geldiğinde “yok” olup gideceğiz…
No user yorumları " Hızla yok oluyoruz!.. " yorumları
comment rss geri bağlantılarYorum Yap