Ülkemiz, birçok madeni bağrında barındırdığı için çok zengin bir ülke olduğunu artık dünyada bilmeyen kalmadı… Durum böyle olunca da her ulusun gözü ülkemizdeki zengin maden yataklarında olduğu da su götürmez… Gerçi biz ne kadar bu zenginliğin farkındayız orası da ayrı bir konu…
Düşen Atlasjet Havayolları’nda bilim şehidi olan Prof. Engin Arık’ın hayatı ve araştırmalarıyla ilgili haberler sonrası hepimiz toryum hakkında biraz bilgi sahibi olmaya çalıştım…
Şöyle bir araştırınca da toryum hakkında biraz bilgi sahibi oldum. Türkiye’de bu konuda en geniş bilgiyi rahmetli hocamız Prof. Engin Arık katıldığı her platformda ve ortamda aydınlatıcı bilgiler vermiş bizlere…
“Toryum, geleceğin en büyük enerji kaynağı. Nükleer santrallerinin en temiz yakıtı. Çevreye hiçbir zararı yok. Ülkemiz ise dünyanın toryum zengini… Büyük bir servetin üstünde oturuyoruz ama bundan hiçbirimizin haberimiz yok” demiş. İşte Prof Engin Arık’ın 120 trilyon dolarlık servetimiz hakkındaki geçmiş yıllarda yapılan röportajlarla bizlere aktardıkları, bugün bilimle ilgili tüm internet sitelerinde dolaşıp duruyor…
Bu gerçekler bir zamanlar hepimizin gözlerinden kaçmış ne yazık ki… Böylesi elim bir kazadan sonra ise hepimizin gözü, hocamızın anlattıklarına ve toryum gerçeğine çevrildi bir anda…
Öncelikle toryum nedir diye araştırdığımda Toryum’u 1828 yIlInda İsveçli bir kimyacı olan J.J. Berzelius bulmuş… Adı, İskandinav savaş tanrısı Thor’un adından esinlenerek verilmiş. Dünya toryum üretiminden elde edilen enerji, tüm uranyumdan ve fosil yakıtlarının toplamından elde edilen enerjiden fazlaymış. Toryum 1880′li yIllardan bu yana lüks lambalarında ışık olarak kullanılıyormuş… Türkiye’de Toryum elementinin varlığını ise ilk kez Hüseyin Kaplan isimli bir mühendisin ortaya çıkardığı söyleniyor. Kaplan’ın 1960′larda Eskişehir, Sivrihisar’da çadır kurup gece gündüz oraların haritalarını çıkardığı belirtiliyormuş.
Evet Toryum, tabiattaki 110 kadar elementten biri. Saflaştırıldığında alüminyum, çelik görünümünde olan toryum, geleceğin nükleer santrallerinde yakıt olarak kullanılabiliyormuş…
Şu anda prototip halinde olan toryumlu santrallerin, Çernobil’deki gibi patlama riski ve çevreye zarar verme olasılığı yokmuş. Nükleer enerji karşıtı doğa savaşçıları bile, “Toryuma evet” şeklinde duyurular yapıyorlarmış.
Konunun en ilginç tarafı, araştırmalara göre dünya toryum rezervlerinin yarısından fazlasının Türkiye’de olması. Türkiye’de Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı ve Kızılcaören’in yanısıra Malatya ve Sivas’ta da toryum izine rastlanmış… Anadolu’da toryumun çıktığı yerde ot bitmediği söylenirmiş.
‘Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz da ancak bundan haberimiz yok” diyerek bunun hesabını yapan kişi olarak anılan Boğaziçi Üniversitesi Ögretim Üyesi Prof. Engin Arık hocamız Türkiye’nin sahip olduğu düşünülen toryum rezervinin enerji üretimi açısından, 120 trilyon dolarlık petrole eşdeğer olduğunu söyleyerek Türkiye için sonsuz bir enerji kaynağı anlamına geldiğini, Türkiye’ye bir servet kazandırabileceğine de dikkatimizi çekmiş… Ve sözlerine şöyle devam etmiş…
“Türkiye’deki tonlarca toryum yatakları bitecek gibi değil. Yani kömür gibi düşünmeyin bunu. Kömürün bir çuvalını yaktığınızda bir evi ısıtıyorsunuz. Bunun bir çuvalını yaktığınızda belki bir ülkeyi ısıtıyorsunuz. Kütleyi enerjiye dönüştürdüğünüzde müthiş bir enerji elde ediliyor. Toryum, enerji bağımsızlığımızı sağlayacak. Bizim için en önemli şey, bu teknolojiyi öğrenmemiz. Şu 1-2 yıl içinde ciddi şekilde üzerinde çalışmamız lazım. Toryumla çalışan nükleer reaktör prototipi üretebilecek bilgiye ulaşmış elemana sahip olabiliriz. Bunun için gereken yatırım 40-50 milyon dolar. 2006-2010 yılları arasındaki ikinci aşamada ise 1 Gigawatt’lIk bir deneme reaktörü kurulması için, 1 milyar dolar civarında bir yatırım gerekiyor.
Türkiye’de uzman sayısı çok sınırlı. Deneyimli bilimadamı olarak toplasanız 10-15 kişi zor çıkar. Türkiye, Avrupa’da CERN laboratuvarı başta olmak üzere ABD ve Japonya’da bu konuda araştırma yapan gruplarla işbirligi yaparak, bu araştırmalarIn detaylarına vakıf bilim adamları yetiştirmeli. Bu araştırmaları koordine edecek bir ulusal konseyi oluşturmalı.
Toryumlu nükleer enerji santralları, tüm dünyada araştırma safhasında. Nasıl çalışacağını az çok biliyorsunuz. Bir iki ufak pürüz var. Bugünkü prototiplerde çıkan enerji, ısı olarak çıkacak. Bu ısı daha sonra elektrik enerjisine çevrilecek. Biz o prototipin aşamasında çalışmalara katıldığımız zaman dünya ile başa baş yarış edebileceğiz.
Japonların, Avrupa’nın toryumlu nükleer reaktör prototipleri farklı olabilir. Ama sonunda bu bir mühendislik firmasının anahtar teslim üreteceği bir buzdolabı gibi bir şey hale gelecek. Onlar bunu yaptığında her ülke alabilir. Ama bu yapıldığında tabii ki yakıtını, toryuma sahip ülkelerden alacaklar.”
İşte rahmetli hocamız Prof. Engin Arık’ın dikkatimizi çekmek istediği toryum gerçeğinden önemli bazı başlıklar da şunlar…
* Toryum, Türkiye’deki enerji sorununu tamamen çözecek bir element. Çünkü Türkiye kendine ebediyen yetecek bir toryum rezervine sahip. * Dünya toryum rezervi toplam bin 200 ton. Bunun 789 bin tonu Türkiye’de.
* Toryumun, yeni tip enerji üretiminde kullanIlması nedeniyle 21. yüzyılın en stratejik elementleri arasında kabul ediliyor.
* Toryumun nükleer santrallarda uranyumun yerini alabilecegi bundan yaklaşık 10 yıl önce kanıtlandı.
* Toryumun kesinlikle patlama tehlikesi yok. Yani, Çernobil gibi bir felaketin tekrarlanmasI olası değil.
* Toryum atıklarını radyoaktif olmayan elementlere dönüştürmek mümkün. Yani doğayla dost bir alternatif enerji kaynağı.
* Dünyada toryumla çalışan bir nükleer santral henüz yok. Sadece bir takım prototipler var. Avrupa’nın, toryumla çalışan ilk prototip nükleer santralini 2005′te tamamlaması bekleniyor.
* Protonun toryum çekirdeğiyle çarpıştırılması sonucu çok büyük enerji ortaya çıkar. Bu ısı enerjisi, elektrik enerjisine çevrilebileceği gibi büyük bir şehrin ısıtılmasında da kullanılabilir.
Değerli bilim insanımız Prof. Engin Arık hocamıza ve yakın çalışma arkadaşı Araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan’a Allah rahmet, tüm sevenlerine de başsağlığı diliyorum…
Umarım toryum gerçeğiyle bu hükümet ve gelecek hükümetler ilgilenir ve tüm zengin maden yataklarımıza hep birlikte sahip çıkarız…
Daha bir iki gün önce Datvi adlı ayıyı sahibinin elinden alıp Bursa’daki hayvan hapishanesi sayılan yere kapatan zihniyet şimdi de uçsuz bucaksız ormanlık dağlarda yaşayan “boz ayı”larımızın peşine düşmüş…
Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Av ve Yaban Hayatı Daire Başkanı Yaşar Türkleş, Artvin, Kastamonu ve Karabük’te, 2003′te korumaya alınan 3.500 boz ayı (Ursus arctos) için öldürme izni verildiği yönündeki iddiaları doğrulayarak şöyle konuşmuş:
Av ve Yaban Hayatı Koruma, Geliştirme ve Tanıtma Vakfı Başkan Yardımcısı Süha Umar, da “Koruma altındaki boz ayının avlanması kabul edilemez. Ayılar ticaret malı haline getiriliyor ” demiş…
Birkaç avcının sırf hobi olarak yaptığı avlanma ihtiyacı için dağlarımızdaki sınırlı sayıdaki boz ayılarımız katledilemez, katledilmemeli de… Ayrıca bakanlık da böyle bir katliama aracı da olmamalı…